Hep aradığımız o ‘eski bayramlar’: Osmanlı döneminde Ramazan Bayramı

Gözde S. Kadıoğlu

Nesilden nesile aktarılan sitemlerin istatistiği tutulsaydı ‘Nerede o eski bayramlar…’ deyişi şüphesiz ilk sıralarda yer alırdı.

Yıllar geçtikçe o eski bayramların gelenekleri de daha çok anılır, özlenir oldu.

Eski bayramlar düşünüldüğünde, biraz daha ilerledik ve Osmanlı döneminde halkın bayram geleneklerini araştırdık.

15 GÜN ÖNCEDEN BAŞLAYAN HAZIRLIKLAR

Osmanlı’da Ramazan Bayramı “ıyd-ı fıtr” olarak anılıyor:

Arapçada “ıyd” “Dönmek” demek olan “avd”den geliyor ve.”her sene dönüp gelen mutluluk/sevinç günleri anlamına geliyor. Fıtr ise “ iftar açmak” manasında kullanılıyor.

Ramazan Bayramı’na 15 gün kala evvela ‘bayramlık’ telaşı başlıyor. Hazır giyimin olmadığı bu dönemde dünyaca ünlü dokumalar terzilere gönderiliyor ve bayramlıklar diktiriliyor. Orta direk ise elbisesini kendi dikmeye başlıyor. Durumu iyi olan ailelerin kendi çocukları dışında ihtiyacı olan çocuklara da bayramlık entari diktirdiği bilinir.

Bayramlarda yeni kıyafet giymek İslam dinine göre sünnet. Öte yandan yeni ve temiz kıyafetler şüphesiz her insanın hoşuna gider, bu da mühimdir.

Osmanlı döneminde kıyafetlerin ne kadar önemli olduğu, mevki simgesi olmasının yanı sıra belirli günleri gösterdiği bilinir. Osmanlı Kostümleri kitabının yazarı Octavien Dalvimart, bu durumu şöyle anlatıyor: “Türkler farklı mevsimlerde dış kıyafetlerini sık sık değiştirirler. Değişiklik günleri her yıl padişah iradesiyle belirlenir. Sultan’ın kürk değiştirdiği gün (bu genellikle cuma selamlığına denk gelir) bir has odalı törenle sadrazamın huzuruna çıkıp vaziyeti bildirir ve derhal tüm saray halkı aynı kıyafeti giyer.”

DUALARLA HAZIRLANAN GÜLLAÇ

Bayramlık telaşının karıştığı bir diğer erken hazırlık süreci de kuşkusuz temizlik. Evlerde günler öncesinden başlayan yıkama paklama, bayram gününe kadar devam ederdi. ‘Temizlik imandan gelir’ sözü burada bir kez daha başrolde…

Bayramda gelecek misafirlere şatafatlı sofralar hazırlamak da bir görev olarak benimsenir, günler öncesinden mutfak alışverişi yapılırdı. Menülerde pişi ve güllaç muhakkak yer alırdı. O zamanlar, 3 İhlas 1 Fatiha okunmadan ateşe verilmeyen güllaçlar, sofraların kıymetli lezzetlerindendi.

Osmanlı’da ramazan gelenekleri arasında iftar vakti kapının açık bırakılması bile vardı. Böylece yoldan geçerken gelebilecek misafirler çekinmeden eve gelebilirdi. Geleneklerin devam etmesi için misafirin çat kapı olanı da programlı olanı da her ev için önemliydi. Tanrı misafirlerini yedirip içirmek demek bir yandan ramazan duaları almak için vesileydi…

KIYMET SIRASI VE SADE KAHVE

Bayramlaşmalar, sabah namazının hemen sonrasında başlardı.

Bayramlaşmak için yapılan ziyaretlerde ev sahibinin aileye yakınlığı önemliydi ve bu ‘kıymet sırası’na göre yapılırdı. Misafirlere önce şeker, ardından sade kahve ikramı yapılırdı.

Osmanlı döneminde bayram panayırları da halk için büyük önem taşırdı. Kılınan teravih namazlarından sonra şenlikler başlardı. Sokaklarda Karagöz-Hacivat oyunları, Ramazan manileri gibi pek çok eğlence, bayram boyu devam ederdi.

Arife günü ikindiden itibaren başlayan top atışları, bayramın son gününe kadar devam ederdi.

Osmanlıdan günümüze kaybolan gelenekler de var. Onur Çetin’in ‘Türk Ekini Dergisi’ 2020 6. Sayısındaki dosyasından kısaca alıntılayalım:

1- Semai Kahvehaneleri: 19. yüzyıldan itibaren başta İstanbul olmak üzere Osmanlı’da görülen ramazan gelenekleri içerisine semai kahvehanelerini göstermek mümkündür. Her kesimden insanın iştirakiyle ramazan akşamlarında yetenekli kimseler veya âşıklar tarafından semailer okunur, zaman zaman mani atışmaları icra edilirdi. Çözülmesi istenen bilmeceler kahvehanenin duvarına asılırak ramazan boyunca çözümlenmesi beklenirdi. Atışmalar esnasında zaman zaman gerginliklerin çıktığı da görülmektedir. Bu kahvehaneler ramazan aylarında halk edebiyatı uygulama merkezleri niteliğine ulaşarak işlevsellik kazanırlardı

2- Ramazaniyeler: Ramazan dolayısıyla şairlerin padişahlara, devrin ileri gelen kişilerine veya dostlarına yazdıkları kaside şeklindeki şiirlere ramazaniye denir. Ramazaniyeler özellikle XVIII. yüzyılda yaygınlık kazanmıştır. Enderunlu Vasıf ve Koca Ragıp Paşa’nın ramazaniyeleri döneminde beğenilmiştir (Dursunoğlu, 2003: 13). Ramazaniyelerin muhtevaları arasında; oruç, ramazan hazırlıkları, camilere duyulan ilgi gibi çok sayıda sosyal hayat unsuru yer almıştır. Genel bir ifadeyle, ramazanın manevi olguları ve ramazan ayının toplumsal yaşayışını edebi bir üslupla ramazaniyelerde görmek mümkündür.

3- Cerre Çıkmak: Sözlükte “kendine doğru çekmek, celbetmek” anlamına gelen ve daha çok “cerre çıkmak” şeklinde kullanılan bu kelime, bir tabir ve uygulama olarak Osmanlı’da başlangıçtan beri görülmektedir. Müderrisler ve yetişmiş talebeler dokuz ay derslerle meşgul olduktan sonra üç aylarda ve özellikle ramazan ayında şehir, kasaba ve köylere giderek camilerde vaaz verir, Kur’an okur ve diğer din hizmetleriyle halkı irşad ederler, soruları cevaplandırır ve çocukların yetişmesine yardımcı olurlardı (İpşirli, 1993: 388). İnsanlara faydalı olabilmek ve tecrübe kazanabilmek için köylerine gelecek mollayı köylüler dört gözle bekler, onun sohbetlerinden faydalanmak isterlerdi. Bu gelenek sayesinde köyler ilmi ve manevi konularda geliştirilmiştir (Bezci, 2018: 91).

4- Sadaka Taşları: Osmanlı insanı ihtiyaçlarını kimseye açamayan, fakirliğini gizleyen kimselere alan el olmanın çekingenliğini yaşatmamak adına zarif bir yardım yolu olarak (Çetin, 2014: 6) şehrin çeşitli noktalarına sadaka taşları dikilmiştir. Sadaka taşları genellikle camii avlularında, fakir semtlerde veya vakıf bahçelerinde yer alırdı. Bu taşlar bir metre civarında uzunlukta ve baş kısımları oyuk olacak şekilde tasarlanırdı. Bu taşlar vasıtasıyla 18 yapılacak maddi yardımlar genellikle kimsenin göremeyeceği saatlerde (gece yarısı, sabaha doğru) bırakılırdı. İhtiyaç sahibi de ihtiyacı kadar olan miktarı buradan alırdı (Bezci, 2018: 98). Sadaka taşlarını İstanbul-Eyüp ilçesinde mezarlıklarla yan yana görmek mümkündür. Bilhassa erkek mezarlıklarının yakınlarına dikilen bu taşlar evin erkeğinin (geçim kaynağı) vefat ettiğini ve buraya yapılacak yardımlardan eşinin, çocuklarının faydalanabileceği anlamına gelmekteydi.

5- Diş kirası: Maddi durumu elverişli olan insanların ramazan ayında iftar için yemeğe davet ettikleri kişilere davete icap ettiği ve dişlerini ev sahibinin sofrasına/yemek zevkine kiraladığı için verilen hediyelerdir. Bu hediyeler genellikle kadife keseler içerisinde gümüş, akçe, altın veya tespihlerden oluşmaktaydı. Burada amaç yoksullara yardımcı olmaktır. Bu gelenekler vasıtasıyla Osmanlı toplumunun yardımlaşmayı dahi nezaket diliyle yaptığı görülmektedir (Bezci, 2018: 859).

6- Ramazan Tenbihnameleri: Osmanlı’da ramazan ayının yaklaşmasıyla sosyal, kültürel, idari ve politik konular başta olmak üzere çok boyutlu tenbihnameler(uyarı ve yasaklar) yayınlanmaktaydı. Devlet tarafından tenbihat yapılacağında mahalle imamlarına haber verilir ve akşam ezanına doğru bekçiler “tenbih var, akşam camiye buyurun” şeklinde uyarılarla sokakları gezerdi (Uslubaş, 2006: 9). Tenbihnameler içerisinde geniş bir içeriğe sahip ramazan tenbihnamelerinin mahiyetini özetlemek gerekirse; herkesin umumi yerlerde edep ve hayâ kurallarına uygun davranması, cemaatle ibadetin teşviki, içkinin ve meyhane meclislerinin Müslümanlara yasaklanması, oruç tutmayanlar ve mazeretli olarak orucu bozanların çarşıda herkesin görebileceği şekilde yeme ve içmeler yasaklanmıştır.

7- Resmi Huzur Dersleri ve Devlet Ricali Tarafından Hırka-i Saadet Ziyaretlerinin Yapılması: Ramazan ayında siyasilerin iştirak ettiği âdetler arasında padişahın katılımıyla yerine getirilen huzur dersleridir. Bu dersler ramazan boyunca mutlaka tekrarlanırdı (Georgeon, 2006: 95). Huzur derslerinde ders veren hocaya “mukarrir”, müzakereci olarak katılan diğer âlimlere ise “muhatap” sıfatı verilmiştir. Hadis ve tefsir muhtevasıyla ön plana çıkan dersler Osmanlı devletinin kuruluşundan itibaren var olsa da ramazan geleneği olarak 1759-1924 tarihleri arasında yaşamını sürdürmüştür (İpşirli, 1998: 441).

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir